Kıbrıs Türk Edebiyatında Öykü'nün 107 Yıllık Kronolojik-Antolojik Tarihsel Süreci 1
Tarihin Derinliklerinde Nostaljik Bir Yolculuk
Tarihin Derinliklerinde Nostaljik Bir Yolculuk
Tarihin Derinliklerinde Nostaljik Bir Yolculuk…
Suna ATUN
Samtay Vakfı, Başkan
Eski gazete ve dergi sayfaları arasında baÅŸladı serüvenimiz… Gizem ve heyecan dolu, uzun nostaljik bir yolculuk… Bu uzun yolculuÄŸumuz içerisinde yayınlanmış kitabı olmayan pek çok öykücü ile tanışırken, nice tanıdık isimlerle de, daha ön-celeri hiç bilmediÄŸimiz, duymadığımız öykülerinde buluÅŸtuk… AraÅŸtırmış olduÄŸumuz öykü tarihimizin derinliklerinde kimler, kimler yoktu ki?... ÖrneÄŸin; daha çok ÅŸair kimlikleri ile edebiyatımızda yerini almış isimlerin bir dönem kaleme almış oldukları öykülerine yıllar son-ra ulaÅŸmamız bizleri olduÄŸu kadar ÅŸairlerimizi de heyecanlandırdı ki, bunlar arasında, yaÅŸamını İstanbul’da sürdüren Özker Yaşın, yaÅŸamını İngiltere’de sürdüren Mustafa AdiloÄŸlu ve ülkemiz içeri-sinden de Fikret DemiraÄŸ vardı… Fikret DemiraÄŸ’ın öyküleri ikinci cildimizde yer alacak olması-na karşın, burada adı geçtiÄŸi için, ÅŸairimizle ilgili çok önemli bir ayrıntının altını çizmemiz gerekmektedir.
Åžairimizin, eski gazete koleksiyonları arasında bulduÄŸumuz ve ikinci cildimiz içerisinde yayınlayacağımız öykülerini ‘öykücü Fikret DemiraÄŸ’ olarak deÄŸil, ‘ÅŸair DemiraÄŸ’ kimliÄŸiyle ele ala-cak ve öykü tarihimizin kronolojik süreci içerisinde yer almış öy-külerimizden seçilmiÅŸ örnekler olarak, okurlarımıza sunacağız. Evet… Eski gazete ve dergi sayfaları arasında baÅŸladı serüvenimiz… AraÅŸtırmış olduÄŸumuz öykü tarihimizin derinliklerinde kimler, kimler yoktu ki?... Günümüzde, adları anıldığı zaman, artık, ‘gazeteci-yazar’ kim-likleriyle hatırladığımız Ahmet Tolgay ve İsmet Kotak… AraÅŸtırmalarımızda, Tolgay ve Kotak’ın 40-50 yıl önce yazmış ve yayınlamış oldukları ilginç öyküleriyle buluÅŸtuk… Ve sonra; ressam Cevdet ÇaÄŸdaÅŸ, aÄŸaç oymacısı Åžinasi Tekman ve Kıbrıs Türk siyasetinde iz bırakmış, bir dönem gelmiÅŸ ki, genç devletimizde baÅŸbakanlık görevi üstlenmiÅŸ bir baÅŸka önemli isim : Osman Örek… Hep, edebiyat tarihimizin buÄŸulu derinliklerinde karşılaÅŸtığımız öykü yazarlarımız…
Öykülerdeki konular, isimler ve anlatımlar hep, yaÅŸanan o eski günlerden günümüze kalmış bir tutam acı, bir tutam sevinç … AÅŸk ve namus uÄŸruna iÅŸlenen cinayetler, kumar kurbanı kadın-lar, tutkulu aÅŸklar, aÅŸkı uÄŸruna kendi feda eden kadınlar ve Lef-koÅŸa Rum kesimindeki ünlü Metaksas Meydanı’nın da tanıklığını yaptığı kimi buluÅŸmalar…. Yazarlarımızın çoÄŸu, öykülerinde, ‘müstear’ da denilen takma i-simler kullanmışlar… Müstear imza kullanmalarının baÅŸlıca nedeni, bu yazarlarımızın, aynı zamanda İngiliz yönetiminin kamu görevlisi de olmaları… İngiliz yönetiminin baskıcı yasakları ve tanınmama isteÄŸi…
Kitabımızın hazırlık süresinde, gazete ve dergilerimizin sayfala-rı arasında birçok takma isimlerle karşılaÅŸtık. Bu isimlerin, ger-çekte kimler olduklarına ulaÅŸabilmemiz ise, doÄŸrusu, çok da kolay olmamıştır. Çünkü dönemin gazete ve dergileri, zaman zaman sayfaları arasına taşımış oldukları kimi öyküleri Türkiye’den Kıb-rıs’a gelen edebiyat dergilerinden iktibas yapmaktaydılar.. Bir yandan kimi takma isimlerin günümüzde de hâlâ deÅŸifre edi-lememeleri, diÄŸer yandan, gazetelerimiz ve dergilerimizde iktibas edilmiÅŸ öyküler, bizleri bu öykü yazarlarının kimliklerini tespitte epeyce zorladı. İşte, bu gibi öykülerin bazıları, onca yoÄŸun soruÅŸturmalarımıza karşın çözümlenemediÄŸinden ve ‘Kıbrıslı Türk yazarlarına ait olup olmadıkları’na dair ÅŸüphelerimizi ortadan kaldıramadıkların-dan dolayı kitabımıza alınamamışlardır. Onları, bulmuÅŸ olduÄŸumuz eski gazete koleksiyonlarının tozlu, sarı sayfaları arasındaki yerlerinde kendi kaderleriyle baÅŸbaÅŸa bırakmak zorunda kaldık…
Kimi öykülerin izlerini süre süre ya imza sahiplerinin doÄŸrudan kendilerine, ya o imza sahibinin baÅŸkaca aile fertlerine ulaÅŸtık.. Ve, nostaljik yolculuÄŸumuzun en yoÄŸun duygu yüklü anları da, iÅŸte bu anlardı… Her biri, bir baÅŸka öyküye konu olabilecek anlar yaÅŸadık… Åžimdi artık aramızda olmayan kimi öykü yazarlarımızın en ya-kın aile bireyleriyle birlikte içimizin burkulduÄŸu, titrediÄŸi anlar da oldu, birbirlerimizin ellerine tutunarak aÄŸladığımız anlar da… Peki, ya, yıllar önce yitirmiÅŸ olduÄŸu anne ve babasının bir za-manlar takma isimlerle öyküler yazdıklarını ve bu öykülerin gaze-te ve dergilerde yayınlanmış olduÄŸunu ilk kez bizden öÄŸrenen aile bireylerinin yüzlerinde toplanan o büyük ÅŸaÅŸkınlığı, sevinci ve hayranlığı hangi sözcüklerle anlatabiliriz ki?… Ya, bir baÅŸka öykünün izinde giderek kapısını çaldığımız o soh-betine doyulmıyan aydın ve kibar hanımın gözlerindeki yoÄŸun acısının altından dökülen sevgi ve özlem ışığına ne demeli..? KaybettiÄŸi sevgili eÅŸinin, öykü yazarlığı kimliÄŸiyle yıllar sonra yeniden hayat bulmasından duyduÄŸu büyük gurur, mutluluk ve özlemiyle birlikte yumaklaÅŸan hanım… Bu, son derece olgun ve kültürlü emekli öÄŸretmen hanımla ilk kez karşılaÅŸtık.. Fakat, acıyla karışık mutluluÄŸunu da, kırk yıldır birbirlerini tanıyan dostlar gibi paylaÅŸtık, birlikte aÄŸlaÅŸtık… Ve 40’lı yılların tanınmış bir baÅŸka usta kalemi : “YAVUZ” … Bu usta kalemin oÄŸlu Altan Yavuz da, babası gibi gazete yazıları, fıkralar ve makaleler yazmış bir baÅŸka ünlü isim…
Altan Yavuz’un öykücü yanıyla da tanıştık… Yavuz ailesinden bir baÅŸka öykücü… Bir bayan… Öykülerindeki imzanın takma olup olmadığını öÄŸrenmek için, bu kez, bayan imzasının kimliÄŸini araÅŸtırmaya baÅŸladık… Çünkü, 1940’lı, 50’li yıllarda görülen öykülerimiz arasında bir bayan imzası, dikkat çekecek kadar sıra dışıydı.. Öykülerimizde bir ba-yan imzasına, kolay kolay rastlanmıyordu.. AraÅŸtırdık… Yolumuz, Londra’ya deÄŸin uzayıp gitti.. Yavuz’un kızı olduÄŸunu öÄŸrendiÄŸimizi, Sevim Yavuz… GeçmiÅŸ yıllar içerisinde Londra’ya göç ettiÄŸini öÄŸrendiÄŸimiz Se-vim Yavuz’un aramızdan ayrılmış olduÄŸu gerçeÄŸine ulaÅŸmamızla gelen ‘geç kaldık’ duygusunun acısını, taa.. derinlerden hisset-tik… Londra’daki oÄŸlu ile yarı İngilizce, yarı Türkçe yaptığımız telefon konuÅŸması sonunda, aynı ortak dili paylaÅŸtık : Hüzün. Ve öyküler, ÅŸiirler, makaleler yazmış üretken bir us… Bir yanıyla sevdiÄŸi kadına, karısına defterler dolusu ÅŸiirler yaz-mış (hanımı kendine yazılan ÅŸiirlerden bahsederken içi gülen göz-leriyle, yıllar öncesinden baÅŸlayan aÅŸklarının halen ne kadar sıcak olduÄŸunu anlatıyordu sanki…) bir aşık; diÄŸer yanıyla, oÄŸlunu çok genç yaÅŸta kaybeden ve bu büyük kayıpla birlikte kendi duygula-rını da gömmeÄŸe çalışan bir baba… Yazmamanın, düÅŸünmemenin kendisini yaÅŸamdan koparacağını çok çok iyi bilen ve yine de bu gerçeÄŸi bile bile kaç yıllık dost kalemini kırarak kendini ve aslında hiçbir sonuçtan ötürü suçlu olmayan kendini - cezalandırma yönüne giden acı dolu bir baba, bir yazar…
Biz, bu acılı yazarımızla yeÅŸillikler, aÄŸaçlar içindeki bahçesinde saatlerce sohbet ettik.. YaÅŸamını, adeta kare kare O’nun anlatımı ile izledik… Ve sonuçta, yıllardır kırmış olduÄŸu kaleminin, ÅŸimdi artık o sevgili oÄŸlunu öyküleÅŸtirebileceÄŸi fikrinde buluÅŸtuk.. Kırk yıl aradan sonra, yeni bir kalemle, yeniden yazım hayatına dönmesi gerekliliÄŸi ortak kararında birleÅŸtik sanıyorum… BulabildiÄŸimiz, o, 60-70 yıl öncesine ait siyah beyaz resimlerdeki insan yüzleri, bizleri sevindirdi. Ve ÅŸimdi artık, yalnızca resim-lerde ve öykülerde kalanların, bu resim ve öykülerde yaÅŸayanların ruhlarına, dualar ettik… Serüvenimiz, öyküler yolculuÄŸunda devam etti… Nedense hep kadınların yanlış yaptığı, kumar oynadığı, hasta veya kör öykü kahramanlarına içten içe üzüldük… Kıbrıs Türk Edebiyatı’nda ulaşılabilen ilk öykülerden olan Bir Manzara-i Dil-gûÅŸa ile, 1923 tarihli Davul mizah gazetesinde ya-yımlanan öyküleri eski Türkçe’den çevirileriyle günümüz diline ve edebiyatımıza yeniden kazandıran önemli kilometre taÅŸlarımız-dan Sayın Harid Fedai’nin yayınlarından yararlandık, bu en eski hikâyelere kitabımızda yer verdik. DeÄŸerli hocamız Harid Bey’e; kimi takma isimli öykü yazarlarımızın gerçek kimliklerine ulaÅŸmamızda göstermiÅŸ olduÄŸu duyarlı-lığı yanında, İrÅŸad, Kokonoz, Akbaba gibi eski Türkçe yayınlan-mış kimi gazete ve dergi içeriklerinden de bizleri bilgilendirmiÅŸ olmasına, minnettarız.. Bilgi alabilecek ve yararlanılabilecek belge sayısı o kadar az ki toplumumuzda…
İşte bu çok önemli ve her yerde kolay kolay ulaşılamayan bilgi ve belgelerin kitabımızda kullanılması için ilgi ve katkılarını biz-lerden esirgemeyen, çok özel arÅŸivlerini bizlerle paylaÅŸan deÄŸerli dostlarımızdan Åževket Öznur’a, Necati Özkan Vakfı’ndan Ahmet Necati Özkan ile Nazif Bozatlı’ya , Ali Nesim’e, Ergin Birinci’ye, Erol Olkar’a, Sadi ToÄŸan’a, Mustafa Karagözlü’ye, Åžinasi Tek-man’a, İlter VeziroÄŸlu’na ve baÅŸta KKTC Milli ArÅŸiv Müdürü Gökhan Åžengör olmak üzere arÅŸiv personeli ile eski öykü yazarla-rımızın deÄŸerli ailelerine teÅŸekkürü, bir borç biliriz.. Samtay Vakfı olarak hep aynı düÅŸünce ışığında ve; “Dünü araÅŸtırarak bu güne, dün ve bugünü de yarınlara taşımak” misyonumuzla, dört yıllık geçmiÅŸi olan vakfımızın dokuzuncu kitabını toplumumuza kazandırmış olmaktan büyük bir heyecan ve mutluluk duymaktayım.
Åžu an müÅŸteri yorumu bulunmamakta.
Sadece kayıtlı üyeler yorum gönderebilir.
Åžu anda yeni kitap yok
Åžu an en iyi satanlarda ürün yok
Åžu anda kampanya ürünü yok