Destanlar ve Ağıtlar 1

27.0TL

Samtay Vakfı Tarafından Yayınınlanan Kitaplarımızı Satın Almak İçin "Sipariş Ver" Kısmından İsmini Bildirerek İletişime Geçebilirsiniz.

ÖNSÖZ
Kıbrıs destanları ve ağıtları; çarşılarda, meydan-larda, dost toplantılarında, halk dilinde yüzyıllar boyu ya-şadı, yaşatıldı. Kimi destanlar tarihe yenik düştüler, unu-tulup gittiler. Ne yazık ki yarım yüzyıl öncesine kadar bir Allah?ın kulu çıkıp da yazıya dökmedi. Oldum olası yazı-yı seven bir toplum değiliz. Yazmaktan çok, konuşmayı yeğleriz. İki üç kişi bir araya geldiğimizde, ?konuşmak, kuru üzümden tatlıdır? atasözümüzün gereğini fazlasıyla yerine getiririz. Sözden söze geçeriz. Bilindiği gibi çok konuşulan yerlerde kültür de çok üretilmektedir. Bizler bir yandan kültür üretiriz, bir yandan da kültür tüketiriz. Tüketimden destanlarımız da paylarına düşeni aldı.
Kıbrıs?ta 1571?den beri Türk varlığı, bilinen bir gerçektir. Destanlarımıza baktığımızda en eskisinin yaşı-nın, 150 olduğu görülür. İnsan sormadan edemiyor :
- 280 yıl süresince insanlarımız, hiç mi destan söylemediler ?
Onca isyan oldu; bastırılmalarında kahramanlık-lar yaşandı. Kuraklıklar, salgın hastalıklar oldu. Nice can-lar daha yaşama doymadan dünya değiştirdi. Yersarsıntı-ları köyleri yerle bir etti. Yaşanan onca büyük olaylarla ilgili olarak, günümüze, neredeyse hiçbir halk ürünü ula-şamadı. Üretilenler, üretenleriyle birlikte yok olup gitti-ler.
Son yıllarda yapılan araştırma çalışmaları öteki sözel halk edebiyatı ürünleri gibi, destanlarımızın da bel-leklerde kalanlarını ucundan kuyruğundan da olsa yakala-mamızı sağladı. Çeşitli dergi, gazete ve kitaplarda bölük pörçük de olsa, değişik tarihlerde yazıya döküldü. Çoğu alanda olduğu gibi, destanlar konusunda da adamızda da-ğınıklık yaşanmaktadır.
Bu dağınıklıktan, bir de ilgi eksikliğinden dolayı edebiyat hocalarına : ?Kaç destanımız var ?? diye sorsak, sanırım doğru yanıtı veremezler...
Destanlarımız, bu alanda yapılan bir ilk girişimle ve üç ciltlik kitap projesinde toplanarak, dağınıklığı orta-dan kaldırılacaktır.
Benim ölçülerime göre yapılan çalışma soylu ol-duğu kadar, bilimin da gereğidir. Çünkü destanlar, Kıbrıs Türkleri?nin tapu senetleridir. Destan deyip de geçmeyin. Dizeleri arasındaki çığlıklar, naralar dillendirildiğinde, çağları, dönemleri birbirine bağlamaktadır. Kimi zaman da, bir asılma öyküsünün ardından akıtılan göz yaşlarıdır-lar. Yüzyıllar boyudur akarlar, akarlar ama bir türlü bitip tükenmezler.
Destanlar Kıbrıs Türk toplumunun benliğidir, be-ğenisidir, inancıdır, başkaldırısıdır. Kısacası destanlar, Kıbrıs Türk Toplumunun kimliğini ele veren donelerin en önemlilerinin biridir.
Destan destan deyip durduk. Peki, nedir destan ?
?Destan? sözcüğü dilimize Farsça?dan ödünçleme olarak girmiştir. Aslı ?dâstân?dır. Destan sözcüğünü al-mışız ama, anlam değişikliğine de uğratmışız. Farsça?-daki dâstân sözcüğünün anlamı ?Efsane, mesel, hikayet-î güzeştegân? olarak bilinmektedir. Anlam değişikliğinin yanında ses değişikliğine de uğratarak kullanmaya baş-landı. Kıbrıs?ta da, Türkiye?de olduğu gibi destan den-mektedir.
Destan sözcüğünün batı dillerindeki karşılığı ?legend? ve ?epope? sözcükleridir. Kullandığımız des-tan sözcüğünün karşılığı Lâtince?de ?Legenda?dır. ?Le-genda? sözcüğü de geleneksel halk hikâyesi, mit, masal, fabl, tarih olarak anlamlandırılmaktadır. ?Epopoiia?, ?epopoiis? sözcüğü de ?Legenda?ya karşılık olarak gös-terilmiştir. ?Epopée? ise gerçek ve olağanüstülüklerin karışık olduğu uzun soluklu şiir, amacı büyük kahraman-lıkları, büyük tarihsel olayları dillendiren hikâye olarak tanımlanmaktadır.
Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri sözlüğüne göre destan sözcüğünün diğer Türk lehçelerindeki karşılığı ise, şöyledir :
Azeriler ?dastan? demektedirler. Kazak Türkçe?-sinde ?destan? sözcüğünün iki karşılığı vardır. Bunlar ?dastan? ve ?fır?dır. Kırgızlar ?dastan? demektedirler. Özbekler ?dâstân? olarak dillendirmektedirler. Tatar Türkçe?sinde ?dastan? ve ?epos? olmak üzere iki karşı-lığı vardır. Türkmen Türkçe?sinde de ?epos? ve ?des-san? biçiminde söylenmektedir. Uygur Türkçe?sinde de ?rivayat? ve ?dastan? sözcükleri kullanılmaktadır. Ya-kutlar ?olongho? derlerken, Kırım, Kuman ve Çağatay edebi dillerinde ?hikâye, kıssa, destan?, eski söz anlamı-na gelen ?irteği?, ?ertegü? sözcüğünün kullanıldığı bi-linmektedir.
Bilim adamlarının destanın anlamı konusunda az da olsa farklı görüşleri vardır.
Mehmet Zeki Pakalın, ?Osmanlı Deyimler Sözlü-ğü? adlı eserinde destanı, ?Bir olay veyahut belirli bir durum hakkında söylenen manzum sözlerdir? biçiminde açıklamaktadır.
Faruk Kadri Timurtaş?ın destan tanımıysa olduk-ça farklıdır. ?Tarih İçinde Türk Edebiyatı? adlı kitabında şöyle demektedir :
 
?Tarihten önce veya tarihin başlangıcı sı-rasında oluşurlar ve bir milletin geçirdiği macera-ları, yetiştirdiği kahramanları, tabiat, dünya ve toplum hadiseleri hakkında düşüncelerini, bunlar karşısında aldığı durumları anlatırlar. Konuları din ve kahramanlıktır.?
Bilim adamları tarafından destan olarak nitelendirilen ve Türkiye?de ve Balkanlar?da da söylenen ?Açgözlü Destanı?, Faruk Kadri Timur-taş?ın tanımına göre destan değildir. Her ne kadar da ?Açgözlü Destanı?nda Ramazandan söz edilse de, konusu din ve kahramanlık değildir. Faruk Kadri Timurtaş?ın tanımına ters olan böylesi ör-nekler gerek Kıbrıs halk edebiyatında, gerekse Türkiye halk edebiyatında çoktur.
Nihal Adsız da ?Türk Edebiyatı Tarihi? adlı kitap-ta destan kavramına yüklediği anlamları, şu tümcelerle ifade eder :
?Eski zamanlarda milletlerin başından geçen hadiselerin, halk dilinde edebi bir şekil almasıyla oluşan türler.?
Zeki Velîdî Togan, destan kavramına yüklediği anlamları ?Adsız Mecmua?sında ve ?Türk Destanlarının Tasnifi 1? adlı makalesinde;
?Destanlar tarihi olayları tasvirden çok, mil-letin yüksek milli duygularını aksettiren halk edebi-yatı eserleri olduğunu, tamamıyla veya az çok tari-he dayanan bir ideal alemini yansıttıklarını.?
yazar.
?Resimli Türk Edebiyatı Tarihi cilt 1? adlı eserin-de Nihat Sami Banarlı, destanın tanımını şöyle yapmakta-dır :
?Milletlerin din, fazilet ve milli kahramanlık mâceralarının manzum hikâyeleridir.?
Fuat Köprülü?nün ?Türk Edebiyat Tarihi? adlı e-serinin üçüncü baskısının 41?nci sayfasındaki destan a-çıklaması şöyledir :
?Destanlar, milletin mâneviyatından, ruhun-dan, tarihi ve estetik varlığından kendi kendine doğmuş ortak verimlerdir.?
Tahir-ül Mevlevi, destan konusundaki görüş ve tanımlamalarını ?Edebiyat Lügatı? adlı kitabında ortaya koymuştu. Onun destan konusundaki görüşlerini, şöyle özetleyebiliriz :
?Milli destanların, her kavmin efsanevî tari-hinden, hayalî ilâhlarından, kahramanlarından, savaş ve zaferlerinden, yani eski övünülecek işle-rinden bahseden eserlerdir.?
Şükrü Elçin, destan konusundaki tanımlamasını ?Türk Kültürü? adlı yapıttaki ?Türk Dilinde Destan Keli-mesi ve Mefhûmu? adlı makalesiyle yapmıştır. Destanı şöyle anlamlandırmıştır :
?Zaman ve mekân içinde toplumun iradesini ellerinde tutan Kahraman - bilge şahsiyetlerin menkabevî ve hakiki hayatları etrafında oluşmuş, uzun ve didaktik hikâyelerdir.?
Yapmış olduğu bu tanımın yanında Divan Edebi-yatına ait, dinî hikâyeleri, fikrî ve tasavvufi eserleri, men-sur edebi eserleri ve tarihleri de destan kapsamına almış-tır.
Pertev Naili Boratav, destan kavramının boyutla-rını daha geniş tutmuştur. Destanın oluşması için toplum-la bireyin kaynaşması gerektiği üzerinde durmuştur. İkin-ci aşama olarak da bireyle toplum arasında zıtlaşmaları gerektiğini vurgulamıştır. ?Destan bu özellikleri taşıyan dönemlerde toplumun dışındaki kuvvetlerle, örneğin Tan-rılarla, doğayla, afetlerle veya başka ulusların kahra-manlarıyla savaşımının romanıdır?, demiştir.
 
Kıbrıs Türk Destanları da dünyadaki destanlar gi-bi tarih yazımı değildir. Ama tarihle dolaylı da olsa bağ-ları vardır. Örneğin Hasan Bulli Destanı, Mida Destanı ve Polis Destanı örnekleri belli bir dönemi aydınlatmak-tadır. Sözü edilen her üç destan da dikkatlice okunduğun-da dizeleri arasındaki sosyal gerçekleri barındırdığı gö-rülmektedir.
Özellikle Hasan Bulliler Destanı İngiliz sömürge yönetiminin haksızlıklarını, çarpıklıklarını gözler önüne sermektedir. Destan, sosyal çalkantıları da içermektedir. Hasan Bulliler ilk bakışta birer eşkıya gibi görünmelerine karşın, gerçekte sömürge yönetiminin haksız uygulamala-rına karşı sıkılan kurşunlar ve atılan naralardan oluşmak-tadır. Bence hedef ne olursa olsun, kurşunlar sömürge yönetimine sıkılmıştır. İşte bu yönleriyle Hasan Bulliler, benim gözümde birer kahramandırlar. Kurtuluş Savaşına katılan Çakırcalı Mehmet Efendi de başlangıçta eşkıya değil miydi ? Demek ki eşkıyadan da kahraman olurmuş. Kimi destanlar bu yönleriyle tarihi olayların, bireyler ü-zerindeki etkisinin yansımasıdır bence.
Polis Destanı, sömürge yönetiminin katı polis ku-rallarıyla insanlarımızın alışkanlıklarının çatışması olarak nitelendirilebilir. Destan, verilen cezanın insan ruhu üze-rinde oluşturduğu boraları, burkaçları dile getirirken, acı-masızlığın boyutlarını da sergilemektedir.
Toplumumuzun sosyal yapısını irdeleyen destanı-mız da vardır. Yokluk, kıtlık, açlık dönemlerinde insanla-rın çaresizlik içinde kıvranışları sonucu yükümlülüklerini yerine getirememeleri, destana yansımıştır.
?Alacaklı Verecekli Destanı?ndaki kahraman, ça-resizlikten işi deliliğe vurmaktadır. Bilindiği gibi Kıbrıs?-ta felâketler, yıkımlar her döneme mührünü vurmuştur. Kıtlıklar, kuraklıklar, yersarsıntıları, çekirge felâketleri ve son yıllardaki savaşlar halkı örsle çekiç arasında tut-muştur. Bu koşullar arasında yaşayan kişinin borcunu ödemede çekeceği güçlüğü düşünmek için, sivri zekâlı olmak gerekmez. Yaşanan olumsuzlukların ürünü olan sosyal çalkantılar, yerlerini destan dokularında almışlar-dır. Yaşanan felâketler ve haksız uygulamalar kahraman-larını yaratmıştır. Kıbrıs Destan kahramanları da dünya destanlarında olduğu gibi içe değil, dışa dönüktür. Her ne kadar da Hasan Bulli kardeşler kendileri için kurşun atar gibi görünseler de, gerçekte atılan kurşunların hedefi, başkadır. Yaptıkları iş halkın büyük kesimi tarafından onaylanmaktadır. Gittikleri her yerde barınma ve beslen-melerine halkın yardım etmesi nasıl açıklanabilir ? Daha-sı İngiliz Sömürge Yönetimi?nin başlarına ödül koyması-na karşın, çok uzun süre yakalanmamaları, korkuya da-yalı da olsa bir sevginin varlığının kanıtı değil mi ? Halk, kendi benliğini böylesi destan kahramanlarında görmüş olabilir bence.

Dünyadaki çoğu destana musikî de eşlik eder. Oysa Kıbrıs?ta destanlar musiki araçları kullanılmadan söylenmekteydi. Kıbrıs Türk destanlarını günümüze ulaş-tıran Aynalı?nın ses bantları arşivimdedir. Bantlar dinle-nildiğinde musikî araçlarının kullanılmadığı görülmekte-dir. Çok eski yıllarda kullanılmış olabilir, ama bugün eli-mizde bunun kanıtı yoktur.
Dünyada olduğu gibi Kıbrıs Türk toplumunda da destanlar, sözlü geleneğin bir ürünüdür. Dilden dile akta-rıla aktarıla günümüze ulaşmışlardır. Destanlar tarih için-de yolculuklarını sürdürürlerken, eklemeler çıkarmalar yapılmıştır. Yaşanın bu gerçek, destan varyasyonlarının oluşmasının nedenidir. Olay, destan aktarıcılarının hafı-zalarıyla da doğrudan ilgilidir. Ülkemizdeki araştırma-cıların bulgularını yayımladıkları kitapları, dergileri kar-şılaştırdığımızda, uzunluk kısalık yönünden farklı sayıda dörtlüğün olduğunu görürüz.
Destanlar, dini öyküler değildir. Buna karşın dini öğelerin ağır bastığı destanlar da vardır. ?Adem ile Havva Kıssası? buna örnek değil mi ? Dini inançların toplum-ların biçimlenip ortak paydada birleşmesinde, ne kadar etkili olduğu bilinen bir gerçektir.
Dünyadaki örnekleri incelediğimizde, destanların genellikle manzum bir yapıya sahip olduklarını görürüz. Şiirin büyülü gücünün insan yığınları üzerindeki etkisini bilen halk bilgeleri, destanlarını manzum olarak dile ge-tirmişlerdir. Ses yinelemesi ve ses uyumlarının oluşturdu-ğu ahenk, insan kulağında çok hoş bir duygu yaratmakta-dır. Kıbrıs Türk destanlarının saptanabilenlerinin hepsi de manzum yapıdadır. Ortaya koymaya çalıştığım görüşe açık kapı bırakmak gerekir. Destanlarımızın yaşları çok küçüktür. Başta da belirttim. Atalarımızın adaya varışla-rından sonraki ilk iki buçuk yüzyılla ilgili elimizde destan yok gibi... Acaba diyorum, bu dönemde üretilip de günü-müze ulaşmayan destanlar arasında nesir ve nazımın karı-şıp kucaklaştığı destanlarımız var mıydı ?
Karanlık dönem diyeceğim zaman dilimiyle ilgili bilgilerimiz olmadığından, ancak elimizdekilerle yetinip bunlarla ilgili irdelemeler yapmak durumundayız. Ama, ?ya bir gün karşımıza bir örnek çıkarsa...? deyip, sözün kapısını da açık tutmak gerekir diye düşünüyorum. Kü-tüphanelerin tozlu rafları arasında unutulup kalan bir yerli ya da yabancının yaptığı derlemeyle karşılaşabilir miyiz ?
Kıbrıs Türk destanlarını mercek altına aldığımız-da, ilginç bir durumla karşılaşabiliriz. Kimi destanlarımı-zın varyantlarının Anadolu?da ve Balkanlar?da olduğunu görürüz. Varyantları olan destanlarımıza ise, şu örnekleri verebiliriz :
- Horozun Destanı,
- Alacaklı Verecekli Destanı,
- Yaş Destanları,
- Açgözlü-Ramazan Destanı,
- Hayır Etmez Destanı,
- Sinek Destanı.
?Sinek Destanı? mizahî özelliğinden dolayı Kıb-rıs?ta yaşlılar tarafından yeri geldikçe seslendirilmektedir. Eski yazı ?Kerem?le Aslı? hikâyelerinde de ?Sinek Des-tanı? bulunmaktadır. Her iki destanın konuları ve abartılı anlatımları çok büyük benzerlikler göstermektedir.
?Açgözlü - Ramazan Yemekleri Destanı?nın ya-yıldığı alansa, çok daha geniştir.
Prof.Dr. Nimetullah Hafız?ın hazırladığı ?Kosova Halk Edebiyatı?nı incelediğimizde, ?Açgözlü Destanı?-nın bir varyantının Balkanlarda olduğunu görürüz. Bir varyantının da Anadolu?da olduğu bir gerçektir. Ayrıca eski yazıyla yazılmış bir varyantının da araştırmacı-yazar Sabri Koz?da olduğu, bilinmektedir.
?Yaş Destanları? Kıbrıs ve Türkiye halk edebi-yatında önemli bir yer tutmaktadır. Kıbrıs?ta iki ?Yaş Destanı? derlenmiştir. Türkiye, ?Yaş Destanı? yönünden oldukça varlıklıdır. İlk ağızda şöyle bir sıralama yapabili-riz :
Yunus Emre?nin ve Karacaoğlan?ın, adları ?Yaş Destanı? olmasa da, aynı içerikte şiirleri vardır.
Cahit Öztelli?nin 8 Mart 1984 (ikinci baskı) An-kara?daki Özgür Yayın Dağıtım yayınları arasında çıkan ?Yunus Emre-Yaşamı ve Bütün Şiirleri? adlı kitabın 220. sayfasındaki şiir.
Mustafa Necati Karaer?in ?100 Temel Eser? ya-yınlarında çıkan ?Karacaoğlan? adlı kitabın 356. sayfa-sındaki şiir.
Cem Dilci?nin hazırladığı ?Türk Şiir Bilgisi? adlı kitapta yer alan ozanlardan;
 
a) Sevda-i Baba?nın yaş destanı olan ?Desitan-ı Sev-da-i Baba?.
b) Aşık Seyranî?nin ?Yaş Destanı?.

Pertev Naili Boratav?ın 1982 yılında basımı ya-pılmış olan ?Folklor ve Edebiyat? adlı kitabındaki anonim ?Yaş Destanı?.
Dr. Amil Çelebi?nin hazırladığı ve ?Türk Klâsik-leri? arasında çıkan 1995 İstanbul basımı ?Ramazan-Nâme? adlı kitabının 193. sayfasındaki ?Yaş-Nâme?.
?Yaş Destanı? gibi ?Hayıretmez Destanı?nın varyantları da çok geniş coğrafyalara yayılmıştır. Meslek-lerle ilgili olan bu destan, çeşitli adlarda yayımlanmıştır. Sözünü ettiğimiz destanların bazıları anonimdir. Şairleri bilinenleri de vardır.
Kıbrıs?ta ?Hayır Etmez Destanı? olarak bilinen destanın Kosova?daki adı, ?Destan-ı Sanat?tır. Türkiye Anonim Halk Edebiyatı tarandığında, çok sayıda esnaf destanının olduğu görülür. Ama 18. yüzyılda yaşamış olan Kâmilî?nin destanının da varlığı, bilinen bir gerçek-tir.
Kosova?da derlenen ?Destan-i Sanat? 26 dört-lükten oluşmaktadır. 7 dörtlüğü, Kıbrıs?ta derlenen ?Ha-yır Etmez Destanı?nın dörtlükleriyle neredeyse sözcük sözcük, aynıdır.
Kıbrıs destanlarının bazılarının Anadolu?da ve Balkanlar?da varyantlarının olması bizleri ne üzmeli, ne de yüksündürmelidir. Bilindiği gibi atalarımız Kıbrıs?ın 1571?de fethinden sonra Anadolu?dan devşirme yoluyla getirilip, bu topraklara yerleştirilmişlerdir. Atalarımız a-daya gelirlerken kültürlerini de birlikte getirmişlerdir. Dolayısıyla yapmaya çalıştığımız bu saptamalar, kültür köklerimizin uzantılarını bulmamız yönünden sevindirici bir olaydır. Kaldı ki başka ulusların destanlarının da var-yasyonları vardır. Ayrıca bizlerin de özgün destanlarımı-zın varlığı, bir gerçektir.
Kıbrıs Türk destanlarının biçimleri incelendiğin-de, genelde dörtlüklerden oluştukları görülmektedir. Ay-rık yapıda olanlar da bulunmaktadır. Destanlarımız dört-lük sayıları bakımından değişiklikler göstermektedir. De-ğişikliğin temel nedenlerinin başlıcası destanların konula-rıdır.
Bir diğeri de, ozanlarının yetenekleridir.
Konuların toplum açısından önemleri de, üzerin-de durulması gereken bir husustur.
Destanların dörtlük sayıları konusunda değişik görüşler vardır. Fahrettin Kırzıoğlu?nun ?Türk Dili Dergi-si?ndeki ?Halk Edebiyatı Deyimlerimiz? adlı yazısında, destanlardaki dörtlük sayısının, yüz yirmi bire kadar çıktığı görüşünü ortaya koymuştur. Öte yandan İhsan Ozanoğlu da ?Aşık Edebiyatı? adlı eserinde destanların on iki dörtlükten az olamayacağı görüşünü öne sürmüştür. Hikmet Dizdaroğlu da ?Halk Şiirinde Türler? adlı kitabı-nın 94. sayfasında, destanları oluşturan dörtlüklerin dör-de kadar düşebileceği saptamasını yapmıştır.

Ahmet Şükrü Esen?in çalışmasını yayına hazırlayan Pertev Naili Boratav ve Fuat Özdemir?in ?Anadolu Destanları? kitabına baktığımızda, dört bentten oluşan çok sayıda destanın olduğunu görürüz.
Kıbrıs Türk Destanları da incelendiğinde uzunluk ve kısalık yönünden çeşitlilik gösterdiği ortaya çıkmakta-dır.
Kıbrıs Türk destanları incelendiğinde, uyak dü-zenleri ve hece ölçülerinin çoğu kez, belli bir düzen içeri-sinde oldukları saptanır. Bunun yanında yer yer uyak dü-zenlerinin farklılık gösteren dörtlüklerinin varlığı da, bir gerçektir. Hece sayılarında farklılık gösteren dizelerin ay-nı destanın içinde yer alma gerçeği de, ortadadır. Bana göre ada insanının temel amacı, yüreğindekini ve kafa-sındakini dillendirmektir. Ölçüler-uyaklar, ikincil bir uğ-raştır. Temel olan, anlatımın dinamikliğidir.
Kıbrıs destanlarını konularına göre kabaca sınıf-landırdığımız zaman, şöyle bir sonuçla karşılaşırız :

1) Yaş destanları
2) Güldürü ve mizahi destanlar.
3) Ulusal destanlar.
4) Eşkıyaların ve ün salmış kişilerin destanları.
5) Hapishane ile ilgili destanlar.
6) Afetlerle ilgili destanlar.
7) Değişik konulu destanlar.

Destanlarımız incelendiğinde; dizeler arasına sa-çılmış olan motifler arasında, geçmişteki yaşam ve sosyal yapı konusunda epeyce bilginin yer almış olduğunu gö-rürüz. Ayrıca ada coğrafyası konusunda da bilgiler ve ipuçlarının varlığı ortaya çıkmaktadır. Verdikleri tarihi bilgiler de belli dönemleri açıklamamızda bizlere yardım-cı olmaktadırlar. Destanlar, taşıdıkları bu bilgiler yönün-den, dönemler arasındaki ilişkileri açıklamamızda olduk-ça önemlidirler.

Bülent FEVZİOĞLU ? Suna ATUN işbirliğinde ve üç cilt halinde ele alınan bu kapsamlı çalışma, destan-larımız yanında ağıtlarımızı da içermektedir.

İnsanoğlu için en önemli iki olaydan birincisi do-ğum, ikincisi de ölümdür. Birincisi başlangıç, ikincisi de son noktasıdır. Doğumlar ne kadar büyük sevinçse, ölüm-ler de o büyüklükte üzüntüdür, yastır. Hele zamansız ge-len ölümlerin acıları, daha da büyük olur.
Ülkemizde doğal olan ölümlerde bile, ölünün ya-kınları göz yaşlarını dökerlerken, ezgili ağlamaktadırlar. Bu geleneksel ağlayış yöntemi kuşaklar boyu sürüp git-mektedir.
Yaşlılık sonucu doğal ölümlerde bile ağlamak ve yas tutmak geleneğimizdir. Kısacası ağıtlar, her dillendi-rildiklerinde akan göz yaşları ve iç çekişlerdir.
Doğal afetler, kazalar ve cinayetler sonucu zaman-sız ölümlerin acıları çok daha büyük olmaktadır. Geçmiş-te halk ozanları ya da ölünün yakınları ağıt yakarlardı. Bu gelenek günümüzde de sürmektedir. Gazete sayfalarında, özellikle ölenin kırkıncı gününde, yıl dönümlerinde böy-lesi ağıtlara sıklıkla rastlamaktayız.
Sözün özü, ağıt yönünden oldukça varlıklıyız.
Buna karşın ağıtlarımız, çok dağınıktır.
Gazete sayfaları arasında, dergilerde, sempozyum ve araştırma kitaplarındadırlar. Bu işin meraklısı olan kişinin, elini uzattığında derli toplu bir kaynağa ulaştığı, söylenemez.
Bu kitap serisiyle ağıtlarımız da, ilk kez bir araya toplanıyor.
Böylesi bir çalışma, Kıbrıs Türk Halk Edebiyatı yönünden oldukça sevindirici bir olaydır.
Geleneksel ağıtlarımızın yapıları incelendiğinde, geleneksel halk edebiyatımızın yapısına uygun oldukları görülür. Bazılarında ufak tefek aksamalar olsa da, ölçülü ve uyaklıdırlar. Eski ağıtlarımızın hemen hepsi de ezgili-dir. Temel temaları, ölümün nasıl gerçekleştiği ya da ger-çekleştirildiği yönündedir. Yaşanan olayı öyküler biçim-dedir. Kuşkusuz, ölen kişinin yakınları üzerinde bıraktığı acıları dillendirmeleri yanında, yokluğunun sıkıntılarını da bir bir sayılıp, dökülmektedir. Uzunlukları genellikle iki dörtlükle dört dörtlük arasında olmaktadırlar. Uğruna ağıt yakılan kişilerin ölüm nedenleri, geçmişte kazalar, hastalıklar, doğal afetler ve düşmanlıklardı.
Son yarım yüzyılda, Kıbrıs?taki iki ana toplumun aralarının açılması sonucu şehit düşenlere de ağıtlar ya-kılmıştır.
Günümüzde, genelde ağıt yakma nedenlerinden başlıcası hastalıklar, kazalar ve yaşlılık sonucu oluşan ö-lümlerdir.

Yinelemiş olayım :
Bülent FEVZİOĞLU ve Suna ATUN arkadaşla-rın yaptıkları bu hacimli kitaplar dizisi, halk edebiyatımız için büyük bir kazançtır.
Bundan böyle bir yere gittiğimizde alıp götürebile-ceğimiz ya da Kıbrıs destan ve ağıtlarını öğrenmek iste-yenlere verebileceğimiz kitaplarımız olacaktır.
Her ikisinin de ellerine, yüreklerine sağlık.

Mustafa GÖKÇEOĞLU
Halkbilimi Araştırmacısı ? Yazar
1 Temmuz 2001
Gönyeli

Write a review

Note: HTML is not translated!

Bad            Good


Gönder

Mağusa Tarihini Araştırma ve Yazın Vakfı

Gazimağusa kentinin sosyal kültürel, sanatsal ve tarihsel kimliğinin araştırılması ve yazılmasını, ses ve görüntü olarak derlenmesini yapmak, yaptırtmak, bu yöndeki çalışmaları özendirmek ve elde edilecek bilgi ve belgeleri arşivlemek suretiyle kitaplaştırılmalarını ve Gazimağusa Kenti ile ilgili olarak kültürel, sanatsal, bilimsel, eğitimsel ve tarihsel boyutlu konferans, seminer, panel, sempozyum (bilgi şöleni) ve açık oturum toplantıları düzenlemek amacıyla Samtay Vakfı kurulmuştur.

İletişim

0392 366 5919
0392 366 3988
samtay[at]kibris.net