KIBRIS TÜRK

EDEBİYATINDA ÖYKÜ'NÜN 107 YILLIK

KRONOLOJİK-ANTOLOJİK

TARİHSEL SÜRECİ

Ebat : 14 x 20 cm    477 Sayfa

Yazar : SUNA ATUN ve BÜLENT FEVZİOĞLU

 e-mail : samtay@kibris.net   veya  ata.atun@atun.com                             Ana Sayfa 

   

Fiyatı :

Kıbrıs      : 25 YTL

(20 YTL +   5 YTL Posta)

  

Yurt Dışı : 34 YTL

(20 YTL + 14 YTL Posta )

 

 

 

 

 

 

İÇİNDEKİLER

Suna ATUN

Samtay Vakfı, Başkan :

Tarihin Derinliklerinde Nostaljik Bir Yolculuk : ………...… IX

 

Bülent FEVZİOĞLU

Samtay Vakfı, Program ve Yayın Koordinatörü :

Kıbrıs Türk Edebiyatı’nda

Öykü Yazını ve Yayıncılığı : ………………………………… XV

 

 

Ahmet TEVFİK : ........................................................................... 1

1897 - Bir Manzara-i Dil-gûşa : .................................... 3

 

İrşad Dergisi’nden :

1921 - Albüm : …….…………………………………. 19

1922 - Bir Hikâye : …………………………….…….. 23

 

Mehmet Ali AKINCI : ………………...……..………………… 28

1923 - Kedi Yavrusu Zannetti : ….……..…….……… 29

1923 - Hasretkeş - Komşunun Günlüğünden : ….….. 31

1923 - Kasa Hırsızları : ………...……………...…….. 33

1923 - Gece Baskını : ................................................... 35

1923 - Sırma Saçlar : ………..……………….……… 37

 

Suna ATUN:

Kıbrıs Türk Yazın ve Yayıncılığında

Mürekkebi Kurumayan  Bir Kalem:

Hikmet Afif MAPOLAR : …………………………… 41

Mapolar’ın Anılarında,

Öyküleri ve Öykü Yazarlığı : …………………...……. 56

1939 - Son Çıldırış : ……………………………...….. 63

1943 - Toprak Aşkı : …………………………….…… 73

1943 - Kahve Fincanındaki Aşk : ……………..…….. 87

            1946 - Ahtapot Avı : ..................................................... 93

1950 - Potuğun Pembesi : ……………………..….…. 99

1955 - Öğretmen Cemil’in Ölümü : …………….….. 103

 

İsmail Edip ANLAR [Karagözlü] : ………..……...…..……… 110

1940 - Saadet Yolcuları : ………….………...……… 111

1946 - Çamlar Köprüsü : …….….…..………...…… 131

 

Vecihe Hulûsi HACIBULGUR :………………………...……. 136

1943 - Sukût : ……………......………………..……. 137

 

Semih Sait UMAR : ………………..……………...…….…… 144

1943 - Şeytan Arabası : ..……………...……………. 145

1946 - On Altıya Bir : ………...…..…………...……. 151

 

Işık EKENOĞLU [Enveriye Işık Hami] :……..…………….... 158

1945 - Sarı Altınlar : ……….....……………....……. 159

 

Lütfi EKENOĞLU [Mustafa Lütfi Hami] : ………….....……. 166

1945 - Sütçü Nine : ……..……………………..……. 167

 

Emine Hazım REMZİ [Engin Gönül - Emine Otan] : …..….... 172

1945 - Hikâye : ……….....……………………….…. 173

1946 - Mümtaz’ın Orijinal Bir Hikâyesi : …………. 177

 

Osman ÖREK : ……..…………………………………...….... 184

1945 - Hata, En Büyük Terbiyecidir : ...….…..……. 185

 

Reşat Kâzım IŞINAY : ………………..…………………..….. 190

1945 - Gözdağı : ……..…………………………..….. 191

1945 - Yurdsuz İvan : ………………………….…… 195

Salâhi Ramadan SONYEL : …………………………….…… 204

1947 - Para : ………………………………….…….. 205

 

Cevdet ÇAĞDAŞ : …………………………………………… 212

1947 - Hastanın Aşkı : …………………………..…. 213

1954 - Avare : ………………………………………. 217

 

Vamık Cemal VOLKAN : ……………………………………. 220

1948 - Lânet : ……………………………….………. 221

1950 - Eski Helvacı : ……………………………….. 225

1950 - Afrodit’in Hamamındaki Su : …………….... 229

 

Haşmet GÜRKAN : …………………………………..……… 232

1948 - Ressam Çoban : ……………………………... 233

 

Mustafa İ. ADİLOĞLU : ……………………………….……. 236

1949 - Kumar Yüzünden : ………………………….. 237

1949 - Canavar : ………………………….………… 239

 

Necati SAĞER : ………………………………….……………242

1949 - Bir Namus Kurbanı : ………....…………….. 243

1949 - Bir Nankör : ………………………………… 247

 

Taner F. BAYBARS : ………………………………………… 252

1949 - Gaga Takırtısı : …………………..…………. 253

1953 - Skoçya Hanı : ……………………..………… 255

1955 - Sie Sind Eşek : …………………………...…. 259

            1955 - İspinozlar : …………………………..……… 265

 

Fazıl ÖNDER : ………………………………………………. 268

            1950 - Çınarlı Kulübenin Kadını : …………………. 269  

            1950 - Para Etmiyen Sır : ………………………….. 279

            1950 - Hayattan Örnekler : …………………..…….. 287

 

1951 - Ateşböceği - Ukalâlık : ……………...………. 291

1951 - Ağustosböceği - Fedakâr Muallim : ………... 295

1951 - Ağustosböceği - Öksürük İlacı : ……...…….. 301

 

Sevim YAVUZ : …………………………………….………… 306

1951 - O Korkunç Gece : …………………………… 307

1951 - Bir Tek Kadın : ……………………………… 311

 

Özker YAŞIN : ……………………………………..………… 320

1951 - General Rasim : …………………….………. 321

1951 - Evimiz : ………………………………...……. 325

1952 - Bir Çorba Kâsesi : …………………………... 329

1954 - Pastacı Dükkânı : …………………………… 333

 

Özkan DERVİŞ : ……………………………………...……… 338

1951 - Karımı Ben Öldürdüm : ……………......…… 339

1963 - Bulgur Pilâvı : ……...……………………….. 347

 

Şengün KURTULUŞ [Hüseyin Yusuf ŞENOL] : ….....……… 352

1951 - Uçurumdan Kurtuluş : ……………..………. 353

1951 - Yeni Mahallem : ………………………..…… 363

1952 - Uyku : ……………………………………….. 373

1955 - Kazanç Motoru : ………………………...….. 377

 

Argun Fadıl KORKUT : ………………………………...…… 380

1952 - Kızlar Kocasız Kaldı : ……………….………. 381

1952 - Yeşil Beş Liralık : ………………………..….. 395

1952 - Bir Siyaset Oyunu : …………………………. 401

1952 - Bir Motosiklet Kazası : …………………..….. 405

 

1952 - Kelebek - Kaçırılan Fırsat : ……………........ 407

 

Mustafa TANGÜL : ………………………………………….. 412

1952 - Futbol : ……………………………………… 413

1952 - Moda : ………………………………..……… 419

1955 - Sarı Bekir : ……………………………….…. 425

 

Z. Nuri DAĞDAŞ [İbrahim Zeki BURDURLU] : ………...…. 428

1952 - Beş Bin Lira : ………………………….……. 429

1952 - İki Çırak : …………………………………… 433

 

Bener Hakkı HAKERİ : ………………………………...……. 436

1953 - Yalan : ………………………………………. 437

1953 - İlhami Bey : …………………………………. 461

1955 - Toprak Açtır : ……………………………….. 463

 

Bu Kitabı Hazırlayanların

Biyografileri :

 

Bülent FEVZİOĞLU : …………………………….… 467

Suna ATUN : ……………………………...………….473

 

Tarihin Derinliklerinde

Nostaljik Bir Yolculuk….

 

Suna ATUN

Samtay Vakfı, Başkan.

 

Eski gazete ve dergi sayfaları arasında başladı serüvenimiz…

Gizem ve heyecan dolu, uzun nostaljik bir yolculuk…

Bu uzun yolculuğumuz içerisinde yayınlanmış kitabı olmayan pek çok öykücü ile tanışırken, nice tanıdık isimlerle de, daha ön-celeri hiç bilmediğimiz, duymadığımız öykülerinde buluştuk…

Araştırmış olduğumuz öykü tarihimizin derinliklerinde kimler, kimler yoktu ki?...

Örneğin; daha çok şair kimlikleri ile edebiyatımızda yerini almış isimlerin bir dönem kaleme almış oldukları öykülerine yıllar son-ra ulaşmamız bizleri olduğu kadar şairlerimizi de heyecanlandırdı ki, bunlar arasında, yaşamını İstanbul’da sürdüren Özker Yaşın, yaşamını İngiltere’de sürdüren Mustafa Adiloğlu ve ülkemiz içeri-sinden de Fikret Demirağ vardı…

Fikret Demirağ’ın öyküleri ikinci cildimizde yer alacak olması-na karşın, burada adı geçtiği için, şairimizle ilgili çok önemli bir ayrıntının altını çizmemiz gerekmektedir.

Şairimizin, eski gazete koleksiyonları arasında bulduğumuz ve ikinci cildimiz içerisinde yayınlayacağımız öykülerini ‘öykücü Fikret Demirağ’ olarak değil, ‘şair Demirağ’ kimliğiyle ele ala-cak ve öykü tarihimizin kronolojik süreci içerisinde yer almış öy-külerimizden seçilmiş örnekler olarak, okurlarımıza sunacağız.

Evet…

Eski gazete ve dergi sayfaları arasında başladı serüvenimiz…

Araştırmış olduğumuz öykü tarihimizin derinliklerinde kimler, kimler yoktu ki?...

Günümüzde, adları anıldığı zaman, artık, ‘gazeteci-yazar’ kim-likleriyle hatırladığımız Ahmet Tolgay ve İsmet Kotak

Araştırmalarımızda, Tolgay ve Kotak’ın 40-50 yıl önce yazmış ve yayınlamış oldukları ilginç öyküleriyle buluştuk…

Ve sonra; ressam Cevdet Çağdaş, ağaç oymacısı Şinasi Tekman ve Kıbrıs Türk siyasetinde iz bırakmış, bir dönem gelmiş ki, genç devletimizde başbakanlık görevi üstlenmiş bir başka önemli isim : Osman Örek… Hep, edebiyat tarihimizin buğulu derinliklerinde karşılaştığımız öykü yazarlarımız…  

Öykülerdeki konular, isimler ve anlatımlar hep, yaşanan o eski günlerden günümüze kalmış bir tutam acı, bir tutam sevinç …

Aşk ve namus uğruna işlenen cinayetler, kumar kurbanı kadın-lar, tutkulu aşklar, aşkı uğruna kendi feda eden kadınlar ve Lef-koşa Rum kesimindeki ünlü Metaksas Meydanı’nın da tanıklığını yaptığı kimi buluşmalar….

Yazarlarımızın çoğu, öykülerinde, ‘müstear’ da denilen takma i-simler kullanmışlar…

Müstear imza kullanmalarının başlıca nedeni, bu yazarlarımızın, aynı zamanda İngiliz yönetiminin kamu görevlisi de olmaları… İngiliz yönetiminin baskıcı yasakları ve tanınmama isteği…

Kitabımızın hazırlık süresinde, gazete ve dergilerimizin sayfala-rı arasında birçok takma isimlerle karşılaştık. Bu isimlerin, ger-çekte kimler olduklarına ulaşabilmemiz ise, doğrusu, çok da kolay olmamıştır. Çünkü dönemin gazete ve dergileri, zaman zaman sayfaları arasına taşımış oldukları kimi öyküleri Türkiye’den Kıb-rıs’a gelen edebiyat dergilerinden iktibas yapmaktaydılar..

Bir yandan kimi takma isimlerin günümüzde de hâlâ deşifre edi-lememeleri, diğer yandan, gazetelerimiz ve dergilerimizde iktibas edilmiş öyküler, bizleri bu öykü yazarlarının kimliklerini tespitte epeyce zorladı.

İşte, bu gibi öykülerin bazıları, onca yoğun soruşturmalarımıza karşın çözümlenemediğinden ve ‘Kıbrıslı Türk yazarlarına ait olup olmadıkları’na dair şüphelerimizi ortadan kaldıramadıkların-dan dolayı kitabımıza alınamamışlardır.

Onları, bulmuş olduğumuz eski gazete koleksiyonlarının tozlu, sarı sayfaları arasındaki yerlerinde kendi kaderleriyle başbaşa bırakmak zorunda kaldık…

Kimi öykülerin izlerini süre süre ya imza sahiplerinin doğrudan kendilerine, ya o imza sahibinin başkaca aile fertlerine ulaştık..

Ve, nostaljik yolculuğumuzun en yoğun duygu yüklü anları da, işte bu anlardı…

Her biri, bir başka öyküye konu olabilecek anlar yaşadık…

Şimdi artık aramızda olmayan kimi öykü yazarlarımızın en ya-kın aile bireyleriyle birlikte içimizin burkulduğu, titrediği anlar da oldu, birbirlerimizin ellerine tutunarak ağladığımız anlar da…

Peki, ya, yıllar önce yitirmiş olduğu anne ve babasının bir za-manlar takma isimlerle öyküler yazdıklarını ve bu öykülerin gaze-te ve dergilerde yayınlanmış olduğunu ilk kez bizden öğrenen aile bireylerinin yüzlerinde toplanan o büyük şaşkınlığı, sevinci ve hayranlığı hangi sözcüklerle anlatabiliriz ki…?

 

*     *     *

 

Ya, bir başka öykünün izinde giderek kapısını çaldığımız o soh-betine doyulmıyan aydın ve kibar hanımın gözlerindeki yoğun acısının altından dökülen sevgi ve özlem ışığına ne demeli..?

Kaybettiği sevgili eşinin, öykü yazarlığı kimliğiyle yıllar sonra yeniden hayat bulmasından duyduğu büyük gurur, mutluluk ve özlemiyle birlikte yumaklaşan hanım…

Bu, son derece olgun ve kültürlü emekli öğretmen hanımla ilk kez karşılaştık.. Fakat, acıyla karışık mutluluğunu da, kırk yıldır birbirlerini tanıyan dostlar gibi paylaştık, birlikte ağlaştık… 

    

   *     *     *

 

Ve 40’lı yılların tanınmış bir başka usta kalemi : “YAVUZ” …

Bu usta kalemin oğlu Altan Yavuz da, babası gibi gazete yazıları, fıkralar ve makaleler yazmış bir başka ünlü isim… Altan Yavuz’un öykücü yanıyla da tanıştık…

Yavuz ailesinden bir başka öykücü… Bir bayan…

Öykülerindeki imzanın takma olup olmadığını öğrenmek için, bu kez, bayan imzasının kimliğini araştırmaya başladık… Çünkü, 1940’lı, 50’li yıllarda görülen öykülerimiz arasında bir bayan imzası, dikkat çekecek kadar sıra dışıydı.. Öykülerimizde bir ba-yan imzasına, kolay kolay rastlanmıyordu..

Araştırdık… Yolumuz, Londra’ya değin uzayıp gitti..

Yavuz’un kızı olduğunu öğrendiğimizi, Sevim Yavuz…

Geçmiş yıllar içerisinde Londra’ya göç ettiğini öğrendiğimiz Se-vim Yavuz’un aramızdan ayrılmış olduğu gerçeğine ulaşmamızla gelen ‘geç kaldık’ duygusunun acısını, taa.. derinlerden hisset-tik… Londra’daki oğlu ile yarı İngilizce, yarı Türkçe yaptığımız telefon konuşması sonunda, aynı ortak dili paylaştık : Hüzün.

 

*     *     *

 

Ve öyküler, şiirler, makaleler yazmış üretken bir us…

Bir yanıyla sevdiği kadına, karısına defterler dolusu şiirler yaz-mış (hanımı kendine yazılan şiirlerden bahsederken içi gülen göz-leriyle, yıllar öncesinden başlayan aşklarının halen ne kadar sıcak olduğunu anlatıyordu sanki…) bir aşık; diğer yanıyla, oğlunu çok genç yaşta kaybeden ve bu büyük kayıpla birlikte kendi duygula-rını da gömmeğe çalışan bir baba… Yazmamanın, düşünmemenin kendisini yaşamdan koparacağını çok çok iyi bilen ve yine de bu gerçeği bile bile kaç yıllık dost kalemini kırarak kendini - ve as-lında hiçbir sonuçtan ötürü suçlu olmayan kendini - cezalandırma yönüne giden acı dolu bir baba, bir yazar…

Biz, bu acılı yazarımızla yeşillikler, ağaçlar içindeki bahçesinde saatlerce sohbet ettik.. Yaşamını, adeta kare kare O’nun anlatımı ile izledik… Ve sonuçta, yıllardır kırmış olduğu kaleminin, şimdi artık o sevgili oğlunu öyküleştirebileceği fikrinde buluştuk..

Kırk yıl aradan sonra, yeni bir kalemle, yeniden  yazım hayatına dönmesi gerekliliği ortak kararında birleştik sanıyorum…

 

*     *     *

 

Bulabildiğimiz, o, 60-70 yıl öncesine ait siyah beyaz resimlerde-ki insan yüzleri, bizleri sevindirdi. Ve şimdi artık, yalnızca resim-lerde ve öykülerde kalanların, bu resim ve öykülerde yaşayanların  ruhlarına, dualar ettik…

Serüvenimiz, öyküler yolculuğunda devam etti…

Nedense hep kadınların yanlış yaptığı, kumar oynadığı, hasta veya kör öykü kahramanlarına içten içe üzüldük…

*     *     *

 

Kıbrıs Türk Edebiyatı’nda ulaşılabilen ilk öykülerden olan Bir Manzara-i Dil-gûşa ile, 1923 tarihli Davul mizah gazetesinde ya-yımlanan öyküleri eski Türkçe’den çevirileriyle günümüz diline ve edebiyatımıza yeniden kazandıran önemli kilometre taşlarımız-dan Sayın Harid Fedai’nin yayınlarından yararlandık, bu en eski hikâyelere kitabımızda yer verdik.

Değerli hocamız Harid Bey’e; kimi takma isimli öykü yazarları-mızın gerçek kimliklerine ulaşmamızda göstermiş olduğu duyarlı-lığı yanında, İrşad, Kokonoz, Akbaba gibi eski Türkçe yayınlan-mış kimi gazete ve dergi içeriklerinden de bizleri bilgilendirmiş olmasına, minnettarız..

 

Bilgi alabilecek ve yararlanılabilecek belge sayısı o kadar az ki toplumumuzda…

İşte bu çok önemli ve her yerde kolay kolay ulaşılamayan bilgi ve belgelerin kitabımızda kullanılması için ilgi ve katkılarını biz-lerden esirgemeyen, çok özel arşivlerini bizlerle paylaşan değerli dostlarımızdan Şevket Öznur’a, Necati Özkan Vakfı’ndan Ahmet Necati Özkan ile Nazif Bozatlı’ya , Ali Nesim’e, Ergin Birinci’ye, Erol Olkar’a, Sadi Toğan’a, Mustafa Karagözlü’ye, Şinasi Tek-man’a, İlter Veziroğlu’na ve başta KKTC. Milli Arşiv Müdürü Gökhan Şengör olmak üzere arşiv personeli ile eski öykü yazarla-rımızın değerli ailelerine teşekkürü, bir borç biliriz..

Samtay Vakfı olarak hep aynı düşünce ışığında ve;

  

                  “Dünü araştırarak bu güne,

                        dün ve bugünü de yarınlara taşımak”

 

misyonumuzla, dört yıllık geçmişi olan vakfımızın dokuzuncu ki-tabını toplumumuza kazandırmış olmaktan büyük bir heyecan ve mutluluk duymaktayım.